
Türkiye, yakın tarihinin en ağır kırılmalarından birini 15 Temmuz gecesi yaşadı. Devletin kurumlarına sızmış organize bir yapının doğrudan anayasal düzeni hedef alması, yalnızca bir darbe girişimi değil, aynı zamanda devlet güvenliğine yönelik kapsamlı bir saldırıydı. Bu nedenle FETÖ ile mücadele, doğal olarak sert ve hızlı tedbirleri beraberinde getirdi.
Ancak aradan geçen yıllar gösterdi ki mesele sadece bir örgütü tasfiye etmekten ibaret değil. Asıl mesele, bunu yaparken hukuk devletini koruyabilmekti.
Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan düzenlemelerle binlerce kişi kamudan ihraç edildi, çok sayıda kurum kapatıldı, soruşturmalar açıldı. Devlet açısından bakıldığında bu süreç, içerideki tehdidi temizleme operasyonuydu. Toplumun önemli bir kısmı da ilk dönemde bu adımları destekledi. Çünkü yaşanan travma büyüktü ve güçlü bir devlet refleksi bekleniyordu.
Fakat zaman ilerledikçe başka sorular öne çıktı.
Her işlem yeterince somut delile dayanıyor muydu? Suçun şahsiliği ilkesi ne kadar korunabildi? Hakkında işlem yapılan herkes gerçekten örgütsel bağ nedeniyle mi hedef alındı, yoksa arada mağduriyetler de oluştu mu?
İşte tartışmanın merkezinde bu sorular yer aldı.
Bir tarafta “devlet kendini korumalıydı” diyenler vardı. Diğer tarafta ise “devlet kendini korurken hukuku zedelememeli” görüşü yükseldi. Gerçekte bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Çünkü güvenlik ile adalet birbirine rakip kavramlar değildir. Güvenliği kalıcı kılan şey adalettir.
Bugün gelinen noktada toplumun beklentisi nettir: Gerçek suçluların cezalandırılması, hatalı işlemlerin düzeltilmesi, yargı süreçlerinin hızlanması ve herkes için eşit hukuk uygulanması.
Bu süreç Türkiye’ye önemli dersler verdi. Devlet kadrolarında liyakatın önemi yeniden anlaşıldı. Kapalı ve denetimsiz yapılanmaların nasıl risk üretebildiği görüldü. Kamu kurumlarında şeffaflığın ve denetimin neden vazgeçilmez olduğu daha iyi kavrandı.
FETÖ ile mücadele elbette sürmelidir. Ancak bu mücadele sadece geçmişin hesabını görmek için değil, geleceğin hukuk düzenini kurmak için yürütülmelidir.
Çünkü bir ülke tehditleri bertaraf ederek güçlenir; ama adaleti tesis ederek büyür.





