
15 Temmuz, takvim yaprağında bir tarih olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. O gece yaşananlar, yalnızca silahların konuştuğu bir kalkışma değil; toplumun devletle, dinle ve birbirleriyle kurduğu bağların derinden sarsıldığı bir kırılma anıydı. Asıl mesele, sokaklarda görünen tanklardan çok, yıllar boyunca görünmeden büyüyen bir yapının varlığıydı.
FETÖ, kendisini masum bir sivil oluşum gibi sunarak ilerledi. Eğitim, yardım ve maneviyat söylemleriyle toplumun farklı kesimlerinde karşılık buldu. Bu süreçte oluşan en büyük tahribat, inancın ve iyi niyetin araçsallaştırılması oldu. İnsanlar yalnızca bir örgüte değil, temsil ettiğini düşündükleri değerlere de güven duydu. Güven kırıldığında ise enkazı ağır olur.
O geceden sonra toplumun zihninde tek bir soru yankılandı: “Biz bunu nasıl göremedik?” Bu soru, bir suçlama değil; daha çok bir yüzleşmeydi. Devletin kurumlarına duyulan inanç, liyakat kavramı ve denetim mekanizmaları yeniden düşünülmeye başlandı. Çünkü artık biliniyordu ki, kapalı ve sorgulanamaz yapılar yalnızca devleti değil, toplumu da zayıflatır.
Bir diğer kırılma alanı din üzerinden yaşandı. İnanç, bireyin en mahrem alanıdır. Bu alanın istismar edilmesi, yalnızca bugünü değil geleceği de etkiler. 15 Temmuz sonrasında dinî söylem kullanan yapılara karşı oluşan mesafe, aslında yaşanan travmanın doğal bir sonucuydu. Burada asıl ayrımın, inanç ile onu iktidar aracı hâline getiren yapılar arasında yapılması gerektiği daha net görüldü.
Toplumlar travmaları ya unutarak ya da ders çıkararak aşar. Unutmak geçici bir rahatlık sağlar; ders çıkarmak ise kalıcı bir güven inşa eder. 15 Temmuz’un bıraktığı en önemli miras, şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve açık yapının vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasıdır. Devletin olduğu kadar toplumun da bu konuda uyanık olması gerekir.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, 15 Temmuz’un sadece bir darbe girişimi değil; güvenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatan acı bir tecrübe olduğu daha net görülüyor. Güven, bir kez kırıldığında uzun sürede onarılır. Ancak doğru dersler çıkarıldığında, o kırılma geleceğin daha sağlam kurulmasına da vesile olabilir.





