
Sabah bir haber başlığı… Öğleye doğru sosyal medyada dolaşıma giren bir video… Akşam ise kahve sohbetlerinde hararetli tartışmalar… Ortak nokta aynı: Öfke. Daha doğrusu, bilinçli biçimde üretilmiş bir öfke.
Toplumu kin ve nefrete sürükleyen dil, artık yalnızca marjinal çevrelerin kullandığı bir araç değil. Günlük hayatın içine sızmış durumda. Bazen bir siyasetçinin cümlesinde, bazen bir paylaşımın altına düşülen kısa bir yorumda, bazen de masum gibi görünen bir espride karşımıza çıkıyor. Kelimeler hafife alındığında, etkileri de fark edilmeden büyüyor.
Asıl sorun şu: İnsanlar bir süre sonra gerçeği değil, kendilerine hissettirileni konuşmaya başlıyor. Duygu aklın önüne geçtiğinde, sağduyu geri çekiliyor. O noktada artık karşıt fikirler değil, karşıt insanlar oluşuyor. Tartışma yerini cepheleşmeye bırakıyor. Kimlikler üzerinden kurulan dil, toplumun dokusunu sessizce aşındırıyor.
“Herkes istediğini söylesin” demek kulağa özgürlük gibi geliyor. Ancak özgürlük, sorumluluktan koparıldığında zarar üretmeye başlar. Bir cümlenin bir kitleyi hedef haline getirmesi, bir grubun onurunu zedelemesi ya da insanları birbirine düşmanlaştırması, yalnızca fikir beyanı olarak görülemez. Çünkü söz, bazen fiilden daha güçlüdür.
Dijital dünyanın hızını da unutmamak gerekiyor. Yanlış bir bilgi ya da kışkırtıcı bir ifade saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşıyor. Düzeltme ise çoğu zaman görünmez kalıyor. Öfke hızlı yayılıyor; sağduyu ise yavaş ilerliyor. Bu dengesizlik, toplumsal gerilimi sürekli besliyor.
Peki çözüm nerede? Önce dilde başlıyor. Kullandığımız kelimeleri seçerken yalnızca ne söylediğimize değil, neyi tetiklediğimize de bakmak gerekiyor. Her tepki paylaşılmak zorunda değil. Her başlık doğru olmayabilir. Her duygu gerçekleri yansıtmaz. Sorgulamak, beklemek, anlamaya çalışmak bugün belki en güçlü toplumsal refleks haline gelmeli.
Toplumlar kinle büyümez. Korkuyla güçlenmez. Sürekli düşman üreterek ayakta kalamaz. Güç dediğimiz şey; birlikte düşünebilmekte, farklılıklarla yan yana durabilmekte ve öfkeye teslim olmadan konuşabilmekte saklıdır.
Bugün kelimelerimizi korumazsak, yarın birbirimizi korumakta zorlanırız.





