
15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’ye yönelik yoğun operasyonlar yürütülmüş, örgütün devlet içindeki açık yapılanmaları büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Ancak bu tablo, tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. FETÖ, klasik bir örgütlenmeden farklı olarak uzun vadeli, gizlenmeye dayalı ve esnek bir yapı modeliyle hareket eden bir organizasyondur. Bu nedenle görünür kadroların temizlenmesi, riskin sona erdiğini göstermeye yetmez.
Örgütün temel stratejisi, kendini saklayabilen hücreler üzerinden varlığını sürdürmektir. Mensuplar kimliklerini gizleyerek sosyal yaşamın içine karışmakta, sadakat ilişkilerini sessiz biçimde devam ettirmektedir. Özellikle mahrem yapılanma anlayışı, üyelerin birbirini sınırlı ölçüde tanımasını sağlayarak çözülmeyi zorlaştırır. Bu yapı, klasik güvenlik yöntemleriyle tamamen ortaya çıkarılmasını güçleştirir.
FETÖ’nün finansal kaynakları da tehdit boyutunun devam ettiğini gösteren önemli unsurlardandır. Yurt dışındaki şirketler, dernekler, eğitim ağları ve dijital bağış kanalları aracılığıyla örgüt, maddi gücünü kısmen koruyabilmektedir. Bu kaynaklar yalnızca örgütsel devamlılık için değil, propaganda faaliyetleri ve insan devşirme çalışmaları için de kullanılmaktadır.
Dijital alan, örgütün yeniden yapılanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Sosyal medya, şifreli mesajlaşma uygulamaları ve kapalı çevrim içi platformlar üzerinden iletişim sürdürülmekte, algı oluşturma faaliyetleri yürütülmektedir. Özellikle genç kitlelere yönelik içerikler, mağduriyet söylemi üzerinden sempati üretmeyi amaçlamaktadır. Bu durum, örgütün ideolojik etkisinin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyar.
Eğitim alanı, FETÖ’nün tarihsel olarak en fazla önem verdiği alanlardan biridir. Resmî yapılar kapatılmış olsa bile, bireysel temaslar, özel ders ağları, yurt dışı eğitim bağlantıları gibi dolaylı kanallar üzerinden etki oluşturma çabaları devam edebilmektedir. Eğitim, uzun vadeli kadro üretimi açısından örgüt için stratejik bir zemin olmayı sürdürür.
Uluslararası boyut da dikkate alınması gereken bir diğer noktadır. FETÖ’nün bazı ülkelerde faaliyetlerine serbestçe devam etmesi, örgütün hareket alanını genişletmekte ve Türkiye aleyhine lobi çalışmaları yürütmesine imkân sağlamaktadır. Bu durum, tehdidin yalnızca iç güvenlik değil, diplomatik ve algısal bir boyut taşıdığını da gösterir.
Toplumsal hafızanın zayıflaması da risk oluşturan bir etkendir. Zaman geçtikçe darbe girişiminin yarattığı travmanın gündemden düşmesi, özellikle genç kuşakların örgütün gerçek yüzünü yeterince tanımamasına yol açabilir. Bu boşluk, yanlış anlatılarla doldurulmaya açıktır.
Sonuç olarak FETÖ tehdidi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmemelidir. Gizli yapılanma modeli, finansal ağlar, dijital propaganda, eğitim üzerinden kadro yetiştirme ve uluslararası bağlantılar, tehdidin çok boyutlu şekilde sürdüğünü göstermektedir. Kalıcı mücadele; hukuki kararlılık, kurumsal denetim, toplumsal bilinç ve eğitim politikalarının birlikte yürütülmesini gerektirir. Sadece güvenlik tedbirlerine odaklanmak yeterli olmaz; aynı zamanda toplumsal farkındalığın canlı tutulması ve bilgi kirliliğinin önlenmesi kritik önem taşır.





